HAYAT; HERŞEYE RAĞMEN BİR ARMAĞANDIR!

Haftanın röportajında, oldukça keyifli bir söyleşi gerçekleştirdiğimiz, polisiye ve macera romanlarının başarılı kalemi, büyük usta Ahmet Ümit ile beraberiz..
HAYAT; HERŞEYE RAĞMEN BİR ARMAĞANDIR!

Sizi tanıyabilir miyiz?

Ahmet Ümit: 1960 yılın da Gaziantep’te doğdum.1983’te Marmara Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü’nü bitirdim.1985-1986 yıllarında da Moskova Sosyal Bilimler Akademisi’nde eğitim gördüm.Böyle bir eğitim hayatım oldu.

Yazarlık fikri nasıl doğdu?

Ahmet Ümit: Aslında böyle bir düşüncem yoktu. Neden yazar olmalıydım? bilmiyorum.Çünkü hayatımın hiçbir döneminde yazarlıkla ilgili bir karar almamıştım. Bir gün birden bire bir öykü yazdım ve bu yazdığım öykü, kırk ayrı dilde yayımlandı. Bu gelişmeden sonra da “Benden yazar olur galiba” dedim.Çokta hoşuma gitmişti doğrusu.Zaten çok kitap okuyan genç bir adamdım ve okuma alışkanlığım kendini böyle ifade etti. Böylelikle yazarlığa başladım.

Gaziantep deyince gözlerinizin parladığını görüyoruz..

Ahmet Ümit: Gaziantep’in benim için önemi çok büyüktür. Sadece burada doğduğum için değil. Pek çok insan bir yerler de doğar, yaşar ama o şehir hakkında çokra fazla bir şey konuşmaz.Benim için ise doğduğum bu topraklar çok özeldir. Gittiğim her yere de Gaziantep’i içimde götürürüm.Bağlarımı hiçbir zaman koparmadım.Arkadaşlarımla,ailemle ilişkilerimi hiçbir zaman koparmadan aynı sıcaklıkta devam ettirdim.

Zaman içinde hiç mi değişikliler olmadı?

Ahmet Ümit: Bir zaman sonra da Antep’i başka bir gözle görmeye başladım. İnsan büyüdükçe yabancılaşır, uzaklaşır. Ve ondan sonra bazı şeyleri görmeye başlar ya. Bu bende de oluşmaya başladı.

Eski Gaziantep ile yeni Gaziantep’i kıyaslarsanız,neler değişti?

Ahmet Ümit: Değişenler; eski Antep daha naifti, daha saftı.İlişkiler çok sıkıydı. Sanayileşmeyle beraber bu saf ilişkiler komşuluk ,arkadaşlık,hemşerilik ilişkileri ve bunların getirdiği insanların birbirine saygısı dayanan değerler bir bir yıkılmaya başladı. Şimdiki yapısıyla İstanbul gibi ne yazık ki. Burada acımasız bir hayat var. Sanayi ilişkilerinin kapitalizmin gelişmesiyle beraber insani ilişkiler ölmeye başlamış. Bunları görüyor ve çokta üzülüyorum. Çok göç alıyor ve maalesef büyümeyi betonlaşma olarak anlayan bir zihniyet var. Büyümek bu değildir.Şehrin kültürünün gelişmesi sadece yol , ev yapmak değil ki bunlar sadece ihtiyaçtır. Ama o şehrin dokusuna uygun evler, yollar hizmetler yapılmalı, uygun hizmetler verilmelidir.İlimiz tarihi zenginliği olan bir şehir.Tarihi dokuyu kaybetmeden o dokuya uygun bir şehirleşme planlanması gerekir.Ve bunda da eskiye sahip çıkıp koruyarak yapılması gerekiyor.En önemlisi de insan ilişkilerinin korunması gerekiyor.Ne yazık ki bu erozyonu Gaziantep’te de görüyorum ve beni çok üzüyor açıkçası.

Eserlerinizde olaylar Anadolu’nun muhtelif şehirlerinde geçiyor ve takipçiniz olarak ta romanınızı yazarken hikayenin geçtiği şehirde yaşayarak birebir hissederek yazdığınızı biliyorum. Gaziantep’ de geçecek bir roman yazmayı düşünmüyor musunuz?

Ahmet Ümit: Aslında ben “Patasana” da birkaç bölümde de olsa Gaziantep’i anlattım. Ama” İstanbul Hatırası” gibi başlı başına öyle bir roman yazmayı çok istiyorum.Projem de hazır.Elimdeki son romanım bittiğinde Gaziantep’i anlatan detaylı bir roman yazacağım.Ama bunun için de sadece Gaziantep’ i anlatıp yerel kalmasını istemiyorum.Onun için de New York-Gaziantep’ de birlikte geçen bir öykü anlatmak istiyorum.Önümüzdeki yıl bu amaçla 3 ay New York’ a gideceğim.Ora da bir müddet yaşayacağım.Gaziantep’ de geçen ve New York ayağı olan bir hikaye.Belki kahraman eski bir Anteplidir .Ama New York’ ta eğitim alıp yıllar sonra buraya dönmüştür, gibi bir düşüncem var .Amacımda şu; Bir dünya metropolü ile Antep gibi taşrada kalmış ama bir zamanlar metropol olmuş örneğin Karkamış ki bir zamanların dünya metropolü gibi.Bu ikisinin kıyaslamasını yapmak.Böyle bir roman düşünüyorum.Ama biraz zaman alacak gibi.İyi bir roman içinde biraz beklemek lazım.Yoksa yalapşap bir roman Antep’e yakışmaz.

Okuyucularınız olarak yeni romanınızla ne zaman buluşacağız?

Ahmet Ümit: Yeni romanımı buraya gelmeden önce yayınevine verdim.”Elveda Güzel Vatanım “ adında .İttihat Terakki dönemini anlatan bir roman.Okuyucularımın beğeneceğini umuyorum.Bundan sonra yayınlayacağım roman ise, bizim Berlin’de çalınmış bir tane Zeugma Sunağımız var.Bu eseri Bergama’ dan çalıp ve Berlin’e götürdüler.Onu anlatan bir roman yazıyorum şuanda.

Romanlarınızın değişmeyen karakteri, ailesini trajik bir şekilde kaybetmiş Komiser Nevzat.Bundan sonraki romanlarında birinde evlenip mutlu olabilecek mi?

Ahmet Ümit:   Size küçük bir sürpriz, Komiser Nevzat Antep’e gelecek. Ama hiç bir zamanda evlenmeyecek. Çünkü evlenirse evliliğin aşkı öldürdüğünü düşünüyor Nevzat.Yani aslında Nevzat’ta benim gibi düşünüyor.Onun içindir ki bu aşk böyle romantik şekilde devam edecek.

Ya diğer kahramanlarımız ; Ali il e Zeynep? Onlar evlenecekler mi?

Ahmet Ümit: Onlarında evlenme  ihtimali yok maalesef. Zaten evlenirlerse aşklarının büyüsü bozulur, tadı kaçar. O ilişki aynı yoğunlukta devam edip gidecek. Donmuş bir ilişki gibi düşünün.O insanların yaşı yokmuş, gibi hayal edin.Bunlar yaşlanmazlar hep böyle kalırlar.Nevzat’ı da Zeynep ve Ali’yi de öyle düşünmek lazım.

Faklı ve sıra dışı karakterleriniz var. Ben okuduğum bir romanda kendime bir karakteri seçer, ona bürünür ve hikayenin içine dalarım. Ama sizin eserlerinizde istesem de kendime bir rol bulamıyorum.Sadece olayı dışarıdan seyretmek zorunda kalan üçüncü şahıs olabiliyorum.

Ahmet Ümit: Bayıldım bu rol arayış hikayenize. Gerçekten de çok enteresan. Karakterler bir zaman sonra yerine oturunca galiba onlardan rol çalamayacağımız için sizde bizler gibi oluyorsunuz. Bence sizde hikayeler de sadece takip etmeyi tercih edin derim. Ben bakın öyle yapıyorum.

Romanlarınız da mekanlar gerçek ve hikayeler gerçek olabilecek kadar doğal olduğundan okurken size kurguymuş hissi vermiyor. Bunu nasıl başarabiliyorsunuz? Bir roman sizde nasıl doğuyor?

Ahmet Ümit: Örneğin size son romanımdan bahsedeyim. Hikayemiz İttihat ve terakki döneminde, 1906 ile 1926 yılları arasında geçen bir roman.Bilindiği gibi ittihatçıların bir kısmı Paris’te yaşadılar.Bunun için Paris’e gittim.Onların yüzyıl önceki lokallerini buldum.Sokağını buldum.Sonra onlar için önemli olan Selanik’ e gittim.Makedonya’ ya , Manastıra gittim.Atatürk’ün okuduğu okulları buldum.Enver Paşa’nın görev yaptığı yerler,Talat Paşanın Selanik’teki yaşadığı yeri..Bütün bunları buldum.Ve bu araştırmaları yaparken de şöyle düşünürüm; Ben bu konuyu anlatacağım ama nasıl anlatmalıyım? Nasıl hikaye haline getirebilirim? Derken kurgu başlıyor ve o zaman ortaya karakterler çıkıyor. Diyorum ki hikaye de   on karakter olacak. Ama bazı karakterler var ki sonradan hikayeye dahil olabiliyor. Önceden görememiş oluyorsunuz.Beklemediğiniz bir karakterdir belki de.Bunlar kararlaştırılıp, oluşturup konuyla ilgili yoğun araştırmalar aşamaları. Kurguda bittikten sonra oturup yazmaya başlıyorum.

Ne kadar sürede oluyor bütün bunlar?  

Ahmet Ümit: Bir iki yıl kadar mekan araştırması, konu üzerine çalışılması sürüyor. Ve bir yıl kadar da yazması sürüyor.

Yazarken his haliniz nasıl olur? Kalem kendiliğinden mi akar? Yoksa siz mi onu yönlendirirsiniz?

Ahmet Ümit: Önce düşünceler ve bunları hayata dönüştüren karakterler ve duygular oluşur.Ve her bölümün ayrı bir duygusu vardır.Karakterlerinde ayrı ayrı duygusu var.O bölüm neşeli mi, hüzünlü mü yada insanı şaşırtan zekice bir bölüm mü?hepsine ayrı ayrı karar veriyorsunuz.Ve romanınız böylece ortaya çıkıyor.Çoğu zaman hikaye kaleminizi sürüklüyor.

Ahmet Ümit bu karakterlerin birisinde gizlice yaşadı mı?

Ahmet Ümit: Eserlerimdeki bütün karakterlerin hepsi benden bir parçadır. Hem zaman zaman kendimi anlatıyorum hem de gizliyorum.

Okuyucu ile aranızda hissi bir köprü gibi..

Ahmet Ümit: Çok doğru bir tespit. Evet hikayelerim okurumla aramda bir köprü oluşturuyor. Ama istesem de Ahmet Ümit’i birebir anlatamıyorum. Çünkü çok zordur beni anlatmak. Kimse kendini kolay kolay anlatamaz.O kadar açık yürekli kimse olamaz.Çünkü bir tarafımız iyi iken, bir tarafımız kötüdür.Bir tarafımız kibar ve zarif ise diğer tarafımız kaba.Bir tarafımız fedakar, bir tarafımız bencil.Bütün bunları gerçekçi anlatma meselesi çok zordur.

Kendimize sakladığımız sırlarımızı romanlarda deşifre etmek özgürlüğü değil mi? Taşıyamadığınız bir sırrın yükünü artık saklamaktan yorulup insanlara aktarma yolumudur?

Ahmet Ümit: Süper bir tespit. Bunu zaten çoğu yazar da yapar.Ama bunu bir karakterin boynuna yükleyerek. Pek çoğumuzun içinde potansiyel bir katil yatmaz mı mesela? Detaylarını tasarlayarak.Ya da çok ciddi bir kişilik sergiliyoruzdur ama içimizde barlarda şarkı söyleyen bir şarkıcı vardır….

Sizi yakalamamız mümkün mü?Çünkü bir gün bir yerler de muhakkak yakayı ele vereceksiniz. Dikkatli bir okurun elinden nereye kadar kaçabilirsiniz ki?

Ahmet Ümit: Onun için bütün eserlerimi okumanız, takip etmeniz gerekiyor. Ahmet Ümit oralarda gizlenmiş durumda. Yalnız şöyle bir gerçekte var ki ben kendimi ne kadar tanıyorum ki? Oda belli değil. Çünkü sürekli değişiyoruz.Mesela 18 yaşında buradan ayrılan Ahmet Ümit ile şimdiki arasında ne kadar fark var? Ya da ne kadar benzerlik var? Buda merak ettiğim bir konu. Doğduğum bu şehirde bir şeyler bitmemiş devam ediyor ki halen gelmeye devam ediyorum.Ama diğer yandan da çok farklı duygularda var.Bir şeyler kalmış bir şeyler gitmiş.İnsan ruhu öyle bir şey ki sürekli hareket halinde.Sabit, katı bir şey değil.Belki de böylesi iyidir.Çünkü hep sabit kalsak sıkılırız da.

Ben bir romanı üç boyutlu okurum Yüzyıllık bir tabloyu izlerken ustanın sakladığı şifrelere bulmak için.Üçüncü göz gibi.Gizli mesajları yakalamak için.Sinsi bir avcı..

Ahmet Ümit: Doğrusuda budur zaten.Yazar şunu anlatmış ama aslında söylemek istediği ve gerçeği de budur gibi.En basit gibi görünen bir hikayede bile tahmin edilemeyecek kurgular gizlenebilir.Bu bakışta ki okuyuşta ki lezzette başka olur.

Bizim jenerik kitaplarla büyüdük. Kitap hediye aldığımızda heyecanlanırdık. Sevdiğimiz yazarın yeni çıkacak eserini sabırsızlıkla beklerdik. Teknoloji çağına gelinince ne oldu? Gençlerimiz neden okumuyor? Biz nasıl bu kadar yozlaşabildik?

Ahmet Ümit: Bunun zamanla bir ilgisi yok. Alışkanlıklar önce aileden başlar. Siz elinize kitap aldığınızda çocuğunuzda bunu görüp okumaya başlar.Okullarda da edebiyatı sevdirecek programlar uygulanmıyor.Önemli yazarlar var ama çocuklar buna hazır olmadan önlerine sunuluyor.Yanlış seçimler yüzünden kitap okumak çocuğa itici gelebiliyor. İşin püf noktası doğru kitabı seçmekten geçer.

Yerli romancılarımız yabancı yazarlara oranla ne kadar tercih ediliyor?

Ahmet Ümit: Sanılanın aksine yerli yazarlara ilgi daha fazla. Misal benim eserlerime yoğun ilgi var. Buda çok memnun edici. Türkiye de bir ilk olarak, yeni piyasaya çıkacak olan kitabım iki yüz elli bin basılacak.Bu da demektir ki çok ilgi ve talep görmektesiniz.Haklısınız, bizde yabancılara karşı yerliye oranla daha fazla bir ilgi her zaman vardır.Onları daha iyi zannediyorlar.Bu yanlış bir bakıştır; Türk yazarları bir kere bizim dilimizi kullanıyorlar.Zaten giderek dil zayıflığı yaşamaya başladığımız, zenginliğimiz kaybettiğimiz açıkça görülüyor.Sırf bu yüzden bile yerli yazarlar her zaman önceliğimiz olmalıdır.Çok güçlü kalemlerimiz de var.

Gençlik yıllarınızda siyasetle uğraştınız. Sonrasında her şeyi bırakıp yazarlığa geçiş.İleri hayatınızda siyaset tekrar olacak mı?

Ahmet Ümit: Siyaseti zaten zaman zaman bir yazar olarak yapıyorum. Ama herhangi bir siyasi partide siyaset yapmayı da düşünmüyorum. Neden derseniz de, yazarların bağımsız olması gerektiğini düşünüyorum.Taraf tabiî ki de oluruz. Haktan,adaletten vicdandan ve merhametten yanayız.Ama herhangi bir siyasi partinin üyesi olmak bağımsızlığımı öldürür benim.Ben eleştiri yapabilmeliyim.Bir siyasi partiye engaje olmayı doğru bulmuyorum.Biz Aydınların görevi yanlışı olan herkesi eleştirebilmek ve bunu onlara gösterebilmektir.

Bir şehrin tanıtımında o şehrin yetişmiş aydınlarının sanatçılarının büyük katkısı oluyor . İlimizin de sizler gibi yetişmiş çok önemli değerleri var.Bunun için şehrin tanıtımı için bir araya gelinip bir şeyler yapılamaz mı?

Ahmet Ümit: Elbette ki bu çok güzel olur. Ama bunun için iş belediyelere ve iş adamlarına çok iş düşüyor. Kamuoyunun tanıdığı insanlarla reklam yapılırda şehir çok daha rahat marka şehri olabilir.

Aile sizin için nedir?

Ahmet Ümit: Hayatı birlikte paylaştığınız insanlardır. Benim içinde çok değerlidir. Bir ağacı canlandırırsanız ağacın dalları gibidir aile. Dallarınız olmazsa sizinde bir anlamınız olmaz.

İlerde Gaziantep’ de yaşamayı düşünüyor musunuz?

Ahmet Ümit: Şuan için planlarım arasında böyle bir düşünce yok .İstanbul’ da yaşıyorum ama orada da yok bağımlı değil.Yılın üç dört ayını yurt dışında geçiriyorum.Çok dolaşan biriyim.Değişik yerlerde kalmayı çok seviyorum.Çabuk sıkılan biriyim.Buraya da zaten sıklıkla geliyorum.Antep kadir bilen bir şehir.Hangi görüşten olduğunuzun da önemi yok.Buraya gelince sağ olsunlar çok hürmet görüyorum.

Her romanınızın sizin yanınızda önemli olduğu muhakkaktır ama en çok etkilendiğiniz hangisidir?

Ahmet Ümit: Çıkacak olan kitabım 24. Kitabım olacak. İçlerinde beni en çok duygusal olarak etkileyen “Masal Masal İçinde” adlı kitabımdır. Çünkü o masalı bana annem anlatmıştı. Annemin bana hediyesidir.Zaten masallarda Antep masallarıdır. Kitap önce Korece’ye sonra İngilizce’ye çevrildi. Şimdi de Rusya’da yayınlanacak.

Hayatın şuan için neresindeniz desem?

Ahmet Ümit: Tamamen içindeyim ben. Hayat, her şeye rağmen bir armağandır. Bana bu armağan verildi. Bu mutlu olmak için yeterli bir şeydir. Ben de bu armağanı mümkün olduğunca iyi yaşamak istiyorum. Yaşamak derken de lüksü kast ettiğimi zannedilmesin. Önceliğim kalbimde, ruhumda huzur olması gerekiyor.

RÖPORTAJ
Haber Merkezi
16.11.2015

Yorum yap

Not: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Gaziantep Hakimiyet Gazetesi ve hakimiyetgazetesi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Diğer Haberler
Sosyal Medyada Bizi Takip Edin